Hatay mutfağını yalnızca "bol baharatlı güney sofrası" diye okumak, şehrin asıl gücünü kaçırır. Antakya, Amik Ovası, Amanos etekleri ve Akdeniz kıyısı aynı tabakta konuşur; zeytinyağı, nar ekşisi, zahter, bulgur, taze peynir ve et bu yüzden birbirine yabancı durmaz. UNESCO'nun 31 Ekim 2017 duyurusunda Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin Gastronomi alanında Yaratıcı Şehirler Ağı'na alınması, bu çeşitliliğin uluslararası kayda geçmesiydi.
Bu yazı bir övgü listesi değil. Hatay'ın UNESCO unvanını hangi mutfak mantığıyla taşıdığını, künefeden oruğa, zahterden tepsi kebabına kadar birkaç ana damar üzerinden okuyor.
UNESCO unvanı neyi anlatıyor?
UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı, şehirleri yalnızca güzel yemek yaptığı için seçmez. Ağın mantığı, yaratıcı alanları sürdürülebilir kalkınma, yerel üretim, eğitim, kültürel aktarım ve sosyal kapsayıcılıkla birlikte düşünmektir. 2017 listesinde Hatay'ın Gastronomi başlığına alınması bu yüzden sadece turistik bir etiket değildir; şehir mutfağının tarım, esnaf, kadın emeği, festivaller ve eğitimle kurduğu bağa da işaret eder.
UNESCO'nun Hatay profili, şehri Amik Vadisi'nde, İpek Yolu'nun Akdeniz'e açılan kapısında konumlandırır. Aynı profilde Hatay'ın yüzyıllar boyunca baharat ticaretinin merkezlerinden biri olduğu, Ortadoğu, Anadolu ve Akdeniz mutfaklarının gastronomik kimliği birlikte şekillendirdiği vurgulanır. Bu bilgi mutfak okumasında önemlidir. Çünkü Hatay tabağında görülen "çokluk", sonradan eklenmiş süs değil, coğrafyanın çalışma biçimidir.